Populer Post

19 Nisan 2013 Cuma

İş hayatında stres


Stres kelimesi artık hayatımızda çok sık telaffuz ettiğimiz kelimelerden bir tanesi. Hem çalışma hem de özel hayatımızda karşılaştığımız stresli olaylar bizi fazlasıyla yormakta, gün geçtikçe de içinden çıkılmaz bir hal almaktadır. Stresli bir ortamda çalışmak, iş kaynaklı stres her geçen gün kurumların en fazla önem verdiği konulardan biri haline geliyor.

ILO (Uluslar arası çalışma örgütü) raporlarına göre; yıllık küresel GSMH 'nın %1 – 3,5 'i strese bağlı harcamalara ayrılıyor. 41 milyon Avrupalı, strese bağlı sağlık sorunlarından şikâyetçi. ABD'de çalışanların %26'sı tükenme ve stres belirtileri gösteriyor. Ülkemizdeki durum ise ne Avrupa’dan ne de Amerika’dan farklı değil.

Yapılan araştırmalarda çalışanların rapor alma ya da viziteye çıkma nedenlerine bakıldığında bir bölümünde psikojenik kökenli (bayılmalar, ağrılar, nefes darlığı vb) nedenler yatmaktadır.


Durum böyle iken stres olgusuna bu kadar uzak bakmak pek mümkün değil…
Stres;
İngiliz dilinde stres: İnsan tecrübesi,
TDK’nda stres: Ameliyat şoku, travma, soğuk, heyecan vb. etkenlerin organizmada, iç organlarda, metabolizmada oluşturduğu bozuklukların tümü,
Fizikte stres: Herhangi bir nesne ya da sisteme dışarıdan uygulanan bir güç,
Psikolojide stres: Çevreden bireye yöneltilen onda kaçınılmaz ve otomatik denebilecek bir gerilim yaratan olaylardır.

Bir miktar stres hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Optimal düzeydeki stres iş verimliliğine olumlu katkı sağlarken stresin düzeyi arttıkça da verimlilik düzeyi düşmeye başlıyor.

Ancak Önemli olan stresin kaynağını keşfedebilmek…

Stresin kaynağını keşfederken kendimize sormamız gereken en önemli soru;
·         En çok hangi zamanlarda stresli olduğumuz,
·         Stresli olduğumuz zamanlarda genelde nasıl davrandığımız, ne hissettiğimiz,
·         En çok kiminle sorun yaşadığımız,
·         Yaşadığımız stresin bizim için ne zaman bir sorun haline geldiği ve en önemlisi nasıl başa çıktığımızdır.

Bütün bu stresin kaynağını keşfetmek için sorduğumuz sorulardan sonra bu başa çıkma yönteminin işe yarayıp yaramadığına bakmamız gerekiyor. İşe yaramıyor ve tam tersi bizi daha çok yoruyorsa o zaman başka yöntemler üzerinde durmak gerekiyor.

Herkes stresin yaşanılan olayda olduğunu düşünüyor.

Örneğin; İşyerinde yaşadığı bir sorunu anlatırken siz olsaydınız sizde strese girmez miydiniz? diye soruyor. Bu sorgulama bir açıdan doğru, ancak şunu unutmamak gerekir. Önemli olan yaşadığımız olaylar değil onlara yaptığımız yorumlar… Yani stres verici olay kadar stresi yorumlayan kişinin özellikleri de burada devreye giriyor.

Okuduğum bir yazıda stresle ilgili şu notlar vardı: İnsanların, olacaklarından kaygılandıkları şeylerin tümünün ;
•          %40 ı asla gerçekleşmez.
•          Tüm kaygıların %30’unu, geçmişte verilen ve değiştirilemeyecek kararlar teşkil eder.
•          %12 si diğer insanların söylediklerinden kaynaklanır, bu insanlar kendilerini aşağı hissettikleri için konuşmuştur.
•          %10’u sağlıkla ilgilidir,kaygılandıkça daha da kötüye gider.
•          % 8 i kaygılanmak için “geçerli” diye düşünülebilir.

Verilere bakıldığında ne kadar bilimsel olduğunu bilmiyorum ama stresin olay kadar duruma özgü bir şey olduğunu da çok rahat görebiliriz.

Yoğun stres iş performansını da olumsuz etkiliyor. Yoğun stres altındaki çalışanların iş hızlarında azalma, hata sayılarında artış, enerjilerinde azalma, zihinsel yorgunluk, dikkat ve odaklanma problemleri, iş doyumunda azalmalar görülüyor. Ayrıca yoğun stres çalışanların yardım etme ve empatik davranışlarında da belirgin bir azalmaya ve agresif davranışlarda artışa neden oluyor. Bütün bu olasılıklara bakıldığında da stres yönetimi hem kurumsal hem de bireysel olarak çok önemli bir başlık haline geliyor…

Günün en güzel saatlerini işyerimizde geçiririz. Güneş saatleridir aynı zamanda bunlar, bu güzel saatlerde çalışmak bazen psikolojik olarak da insanı yorabiliyor. Ama esas yorucu olan işyerinde geçen saatlerin işten çıkış saatine göre programlanması. Bir çalışan işe başladığında önce molasını, sonra öğle yemeğini, sonra çıkış saatini düşünerek vaktini geçirdiğinde hem kendisine hem de kurumuna pek yarar sağlayamayacaktır. Kendisine yarar sağlayamaz çünkü her gün geçirdiği 8 saati bir şey öğrenmek ya da üretmek yerine sadece bir sonraki adımda yapacağı üzerine odaklamıştır. Bu da kişisel zaman yönetimi açısından önemli bir stres kaynağıdır. Her geçen günün boşa gittiğini hissettiğinde insan kendisiyle de çelişmeye başlar. Kurumsal açıdan böyle bir çalışanın kuruma aidiyeti gittikçe zayıflar ve kurumsal anlamda verimlilik düşer. Bu gibi stresli durumlarda hem bireysel olarak hemde kurumsal olarak önlem almak gerekir.

Hepimiz her gün bir dizi stres verici olayla karşılaşıyoruz, bu yaşamın da bir parçası. Ancak öyle zamanlar geliyor ki yaşadıklarımızı dayanma gücümüzü aşıyor ve imdat! diye bağırıyoruz. Böyle durumlarda sevdiklerimize, yakın ilişki kurduğumuz insanlara çok fazla ihtiyaç duyuyor ve birilerini yanımızda görmek istiyoruz. Ancak bazen imdat dediğimiz anlar bizim için geç olabiliyor. Bu nedenle stresli ortamlarla başa çıkmak ile ilgili stres yönetim becerilerimizi arttırmamız oldukça önemli.

Stresli olduğunuzu fark ettiğinizde onu yönetmek için daha çok sigara içmeniz, daha çok ve düzensiz beslenmeniz, ilaçlara yüklenmeniz, içe kapanmanız ya da saldırganlaşmanız çözüm olmayacaktır. Bunun yerine öncelikle iş yerinizdeki zamanınızı iyi kullanma, planlı ve hedeflere yönelik bir zaman çizelgesi, oluşturma önemlidir. Zamanınızı yöneterek stresinizi de yönetebilirisiniz.

Zor zamanlarınızda başvurabileceğiniz her türlü sosyal destek işinize yarayacaktır, aileniz, arkadaşlarınız, dostlarınız, komşularınız bu günlerde yanınızda olmalı ve onlardan yardım istemekten çekinmemelisiniz. Bir arkadaşım “Aya gidip geliyoruz, ama artık karşı komşumuza gidemiyoruz” dediğinde sosyal desteklere verdiğimiz önemin giderek nasıl azaldığını da bir kez daha görmüştüm.

Bunun yanı sıra problem çözme becerilerimizi geliştirmeli, aynı zamanda kendimizi daha iyi ifade etmek yani iletişim becerilerimizi kesinlikle geliştirmeliyiz. Karşımızdaki ile iyi iletişim kurmak bizim için çoğu zaman hayat kurtarıcı olacaktır.

Çoğu zaman yaşadığımız olayları anlatmayı duygularımızı paylaşmaktan daha fazla önemseriz. Duygularımızı paylaşmak bizi daha fazla rahatlatır. Kendimizi daha iyi ve güçlü hissettirir. Bunun yanı sıra spor yapmak ve özelikle de doğa bizim için inanılmaz derece de rahatlatıcı olabilmektedir.

Artık birçok kurumsal işletme çalışanlarına hafta sonu etkinlikleri düzenlemekte, doğada geçirilen zamana önem vermektedir. Beslenme alışkanlıklarımız da stres yönetimi açısından önemlidir. Uzmanlar C ve B vitaminlerden yoksun kalarak beslenmenin anksiyete ve depresyon üzerinde olumsuz etki bıraktığını söylemektedir.

Özetle kurumların mevcut insan kaynağını daha verimli kullanabilmesi, olumlu bir işyeri atmosferi oluşabilmesi için çalışanların yaşadıkları stresle mücadele etmelerinde hem yardımcı olmaları, hem de strateji geliştirmeleri şarttır.
 
Nevin Küçük Psikolog \ Yazar 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder